28 Haziran 2013 Cuma
TAKSİM DAYANIŞMASI / DAYATMASI
Öncelikle samimi olarak söyleyeyim;
10 yıl İstanbul'da yaşadım ama 15 yıldır İstanbul dışındayım; Taksim'e yılda (toplasan) 2-3 kez giderim, ve şimdiye dek Gezi Parkı'nı "Arabamı parketmek" dışında "kullanmışlığım" da yoktur.
..ve itiraf edeyim ki;
31.05.2013 tarihine kadar Gezi Parkına "ne yapılacağı" ile ilgili olarak ciddi bir bilgim yoktu.
Taksim yayalaştırma projesinin "görsellerini" elbette önceden "basında yer aldığı kadarıyla" gördüm. Mimar ve Şehir Planlamacı veya bu işten anlayan biri olmadığım için, değerlendirmek/karşı çıkmak veya desteklemek gibi ne bir fikrim ne de girişimim oldu.
31.05.2013 tarihinde ne oldu? Bir parkı korumak için toplaşan 40-50 kişilik küçük bir gruba, yoğun Polis Şiddeti uygulandı, Zabıtalar çadırlarını yaktı.. (Detayları herkes bildiği için tekrar etmeyi gerekli görmüyorum)
ve bu noktadan sonra Halk sokağa döküldü.
"Kentsel Dönüşüm" adı altında birçoğu "Rantsal Dönüşüm" olan projeler yoğun olarak yürütülmekteyken, sıradan-sade bir vatandaşın (eğer mahallesinde, yaşamını etkileyen bir yerde değilse) tek bir projeye odaklanacağına inanmıyorum.
Ankara'da, Adana'da, İzmir'de, Dersim'de, Rize'de, Antalya'da, Kocaeli'de, Mersin'de neredeyse Türkiye'nin her yerinde; hayatında Taksim'e hiç gitmemiş, Gezi Parkı'nın yerini bilmeyen, "Gezi Parkı Projesinin" ne olduğunu bilmeyen milyonlarca insan sokağa çıktı.
Fazla uzatmamak, ve bu yazıyı yazmaktaki amacımdan uzaklaşmamak adına "Direniş" boyunca verilen mücadele, yetkililerin oynadığı oyunlar kısmını buraya aktarmayacağım. Olanları, yaşananları unutmak asla mümkün değil ve her biri ayrı bir yazı/kitap konusu.
Bugün (28.06.2013) gelinen noktada;
- 4 Direnişçi ve 1 polis hayatını kaybetti.
- 12 kişi Polisin attığı gaz bombaları nedeniyle gözünden oldu
- Komada hayat mücadelesi veren gencecik insanlar, çocuklar var
- 7.000'e yakın kişi olaylar sırasında yaralandı
...ve tek kazanım(!) Gezi Parkı'ndaki yıkım durdu (ki zaten olayların başında Mahkeme "Yürütmeyi Durdurma" kararı vermişti; yani isteseler de yıkıma devam edemezlerdi)
Bu süreçte; direnişe destek veren (118 Bileşen) "Sivil Toplum Kuruluşu, Dernek ve Parti" bir araya gelip "Taksim Dayanışması" adı altında bir platform oluşturdular.. (Tam Listesi burada mevcuttur: http://taksimdayanisma.org/bilesenler)
Bu "Dayanışma Platformu" hükümete kabul ettirmek amacıyla bazı talepler yayınlamış (Taleplerin tam metni burada: http://taksimdayanisma.org/basina-ve-kamuoyuna-22-haziran-2013)
Talepleri Özetle:
1-Eylemlerin engellenmesine son verilmesi
2-Gaz bombası kulanımının kısıtlanması/yasaklanması
3-Direnişte gözaltına alınanların serbest bırakılması
4-İstanbul, Ankara, Hatay ve Adana Valileri ve Emniyet Müdürleri olmak üzere tüm sorumluların görevden alınması,
5-Gezi başta olmak üzere, Halka kapalı parkların halka açılması
Talepleri dikkatle okuyun; hiçbiri "halk sokağa dökülmeden öncesine" ait değil.
Şimdi bu "118 Bileşene" soruyorum;
- Adana'dan Ankara'ya, Rize'den Dersim'e kadar bu halk neden sokağa çıktı?
- Sokağa çıkan insanlardan kaçı "Taksim'i yayalaştırma projesini" biliyor? (Hadi projeyi geçelim, kaçı Taksim'i biliyor?)
- Polisin Ankara'da öldürdüğü Ethem Sarısülük Topçu Kışlası karşıtı mıydı? Hatay'lı Abdullah Cömert Taksim hayranı mıydı?
- Ölen insanların bedeni üzerinden ajitasyon yapıp, taleplerini görmezden gelmek doğru mudur?
- 118 Bileşeni kim bu direnişin temsilcisi seçti/ Seçmediyse tüm söylemlerinde neden "yetkili ağızla" konuşuyorlar?
- 118 Bileşen bu talepleri kime sormuş da karar vermiş?
Bu halk neden sokağa çıktı?
- Baskı rejiminden bunaldığı için çıktı, Ötekileştirmeden bıktığı için çıktı
- Özgür olmadığı için, Yaşam haklarına müdahale olduğu için çıktı
- %10 seçim barajıyla, Meclis'te temsil edilemediği için çıktı
- Muhalefet sustuğu, İktidar diktatörleştiği için çıktı
- Sivas'ta, Roboski'de, Reyhanlı'da.. ülkesinde, mahallesinde adalet olmadığı için sokağa çıktı.
- Depremde, madende, fabrikada, dağda, sokakta öldüğü için sokağa çıktı.
- Açlık sınırı 1.000, yoksulluk sınırı 3.000 TL iken 700 TL asgari ücretle çalışmak zorunda kaldığı için sokağa çıktı
Bu halk, temel hak ve özgürlükleri için, "insan olduğunu" hatırlamak için sokağa çıktı.
...belki de...
ben yanılıyorum/ "118 bileşen" biliyor (bilinmeyen numara hattı gibi)
Halk, gezi parkında dolaşmak için sokağa çıkmıştır.
26 Haziran 2013 Çarşamba
ANKARA'DAN "SIRADAN" BİR FAŞİZM ÖYKÜSÜ
(Aşağıdaki anlatı, olayı birebir yaşayan DENİZ'in aktarımıdır.
Tekrar yaşanmaması ve bu Faşist baskıların son bulması umuduyla, yayınlıyorum -MuzoChe)
AÇIKÇA YAZACAĞIM ÇÜNKÜ BANA YAPTIKLARINDAN ONLAR UTANMADILAR!
16 haziran 2013 pazar günü Ankara Kızılay'daydım. 3 arkadaşımla buluştum direnişi uzaktan takip ediyorduk. Bir anda üzerimize gaz ve sis bombası yağmaya başladı Yüksel caddesine doğru kaçıştık. Çevik kuvvetlerin arasına düştük bir tanesi kolumdan tutup çantamı açmamı söyledi elini havaya kaldırmış her an copla girişecek. Hayır diye kolumu çektim arkadaşlarımla birlikte 3 kişiydik tam ortamıza gaz bombasının pimini çekip attı, yetmedi suratımıza biber gazı sıkmaya başladılar, yetmedi coplarını savurmaya başladılar.
Oradan Karanfil sokağa kaçtık aşağı doğru sakin ilerlerken tam önümde çevik kuvvetleri buldum arkamı döndüm ve orada da çevikler birikmişti. Gayet sakin bir şekilde bekledim kolumdan tutup aralarına aldılar. Çantamı elimden alıp içini boşalttılar. Çantamda Türk bayrağını ve sütü görünce beni kolumdan tutup götürmeye başladılar. Arkamı döndüm ve arkadaşımı kanlar içinde döverek getirdiklerini gördüm. Napıyosunuz siz diye bağırınca -kes sesini orospu- dediler. Daha fazla sesimi çıkarmamak için kendimi zor tutuyordum, tutuyordum çünkü dayak yememek için! ha onu geç polise mukavemet diye suçlarlar adamı.
Karanfil sokaktan Bakanlıklar ın orada ki gözaltı araçlarının olduğu yere doğru bi dolu çevikle birlikte yaka paça yürüyoruz. Yollarda grup grup toplanmış bide çevikler. Bakanlıklara varana kadar gördüğüm her çevikten işittiğim hakaretleri sıralıyorum;
-orospu
-terörist
-kahpe
-bunlar vatan haini
-bunu yatırıp sikeceksin
-yok şöyle domaltıp sikeceksin
yanımdakiler de sürekli kolumu sıkıp kes sesini diye uyarıda bulunuyorlardı konuşmamama rağmen. Dişlerimi sıkıp ilerledim yol boyunca.
Bakanlıklara yaklaşırken tabi yine aynı hakaretler eşliğinde, kalçamı arkadan elleyip sıkmaya başladılar. Arkamı dönüp napıyorsunuz diye bağırdım tabi yine aynı cevap kes sesini orospu oldu. Gözaltı araçlarının olduğu bölgeye geldik sıraya soktular beni. Polis kamerası kayıt yapıyordu kameraya bakmam için çenemden tutup ittirdiler. Ağzımı açmadım, hiç konuşmuyordum bi tane çevik geldi -bu orospu niye hiç sesini çıkarmıyo la diyerek bacaklarımı tekmelemeye başladı yapma dedim, sus diye tekrar tekmelemeye başladı. Sadece dişimi sıktım. Daha sonra arabanın camına kafamı saçımdan tutarak dayadılar hiç bir yere bakma dediler, bakmadım saçımdan tutup tekrar kafamı cama vurdular.
Kadın polis geldi tekrar çantamı açtı Türk bayrağını görünce -sıkışınca bunu mu gösterecektin? dedi. Büyük bir sabrım var hala susuyorum. Ağzımı açsam polise mukavemet diyor adamlar zaten. Arabalara bindirildik. Arkamda tellerin arasında arkadaşımı kanlı olarak otururken gördüm. Sağa sola bakmamız bile yasaktı. Arkadaş bana ordan sakin ol sorun yok flan diyor bunlar konuşmayın diye girişiyorlar. Polisin sicil numarasını alıp bana söyledi aklımda tutmam için. Polis bunu duyunca birden iyi oluverdi arkadaşımla öpüşüp koklaşmalar falan.
Ankamall'in yanında bulunan emniyet müdürlüğüne götürüldük. Betonların üzerinde oturtulup saatlerce bekletildik. Nezarethaneye götürdüler 17 kız bir koğuştaydık. İmza atmak istemediğim için yemek vermediler. İmza istenen kağıtları okumamam için ellerinden geleni yaptılar. Bi baktım terör eylemi flan yazıyor yok artık! Bu güne kadar başka hiç bir eyleme katılmayan, hiç bir derneğe, kuruluşa vs. üyeliği olmayan beni örgüt üyesi terörist olmakla suçluyorlar. İmzalamam tabiiki. Nezarethane rezalet, kaşındırıcı sedir ve battaniyeler vardı sadece ama o kadar güzel insanlar vardı ki anlatamam o başka yazının konusu zaten iyi ki vardılar. Terörle mücadele de yattık bir de yuh! Kapı tamamen çelikti ve hiç penceremiz dahi yoktu. Tuvalete gitmek için bi taraflarımızı parçalamamız gerekiyordu. Barodan gelen gönüllü avukatlarımızla bile saatler sonra görüşebildik. 24 saat iyi kötü doldu ve bizim için ek süre istediler savcılık onayladı.
Bir an önce ifademizi verip sonuç almak istiyorduk işimizi uzattıkça uzattılar. O gün gözaltına alınan 118 kişiydik tabi dışarıda 118 insan eksik işlerine geliyordu. Ertesi gün geceye yaklaşırken ifademizi almak için başka tarafa götürdüler bizi. Sağolsun bi dolu gönüllü avukat bizi bekliyordu. Tuvalet tarafına sıkıştırıp, önümüze çevik kuvvetten barikat yaptılar avukatlarla konuşmamamız için. Aramızda bacağından plastik mermiyle vurulan, ayakta zor duran bir ablamız vardı. Oturmak istedi ve kadın polis -sen gözaltındasın oturmaya hakkın yok dedi. Bunu duyup sinirlendim çeviklerin arasından kafamı çıkarıp avukata -gözaltındayken oturmaya hakkımız yok mu? diye sordum o da bana siz zaten gece yattınız tabii ki hakkınız var dedi. Ortalık bir anda gerildi bu polislerin amiri geldi ve bizi -işinizi uzatırım diye tehdit etti. Avukatlar duyunca haklı olarak ne demek bu flan diye birden kaos yaşandı. Bizim ifadelerimiz alındıktan sonra serbest bırakılacaktık ama tehditkar amir dediğini yaptı ve tekrar nezarethaneye götürüldük. Keyfi olarak biraz tutulduk ve sonra çok şükür çıktık.
Soruyorum ben bu vahşileri kime şikayet edeceğim?
Tekrar yaşanmaması ve bu Faşist baskıların son bulması umuduyla, yayınlıyorum -MuzoChe)
AÇIKÇA YAZACAĞIM ÇÜNKÜ BANA YAPTIKLARINDAN ONLAR UTANMADILAR!
16 haziran 2013 pazar günü Ankara Kızılay'daydım. 3 arkadaşımla buluştum direnişi uzaktan takip ediyorduk. Bir anda üzerimize gaz ve sis bombası yağmaya başladı Yüksel caddesine doğru kaçıştık. Çevik kuvvetlerin arasına düştük bir tanesi kolumdan tutup çantamı açmamı söyledi elini havaya kaldırmış her an copla girişecek. Hayır diye kolumu çektim arkadaşlarımla birlikte 3 kişiydik tam ortamıza gaz bombasının pimini çekip attı, yetmedi suratımıza biber gazı sıkmaya başladılar, yetmedi coplarını savurmaya başladılar.
Oradan Karanfil sokağa kaçtık aşağı doğru sakin ilerlerken tam önümde çevik kuvvetleri buldum arkamı döndüm ve orada da çevikler birikmişti. Gayet sakin bir şekilde bekledim kolumdan tutup aralarına aldılar. Çantamı elimden alıp içini boşalttılar. Çantamda Türk bayrağını ve sütü görünce beni kolumdan tutup götürmeye başladılar. Arkamı döndüm ve arkadaşımı kanlar içinde döverek getirdiklerini gördüm. Napıyosunuz siz diye bağırınca -kes sesini orospu- dediler. Daha fazla sesimi çıkarmamak için kendimi zor tutuyordum, tutuyordum çünkü dayak yememek için! ha onu geç polise mukavemet diye suçlarlar adamı.
Karanfil sokaktan Bakanlıklar ın orada ki gözaltı araçlarının olduğu yere doğru bi dolu çevikle birlikte yaka paça yürüyoruz. Yollarda grup grup toplanmış bide çevikler. Bakanlıklara varana kadar gördüğüm her çevikten işittiğim hakaretleri sıralıyorum;
-orospu
-terörist
-kahpe
-bunlar vatan haini
-bunu yatırıp sikeceksin
-yok şöyle domaltıp sikeceksin
yanımdakiler de sürekli kolumu sıkıp kes sesini diye uyarıda bulunuyorlardı konuşmamama rağmen. Dişlerimi sıkıp ilerledim yol boyunca.
Bakanlıklara yaklaşırken tabi yine aynı hakaretler eşliğinde, kalçamı arkadan elleyip sıkmaya başladılar. Arkamı dönüp napıyorsunuz diye bağırdım tabi yine aynı cevap kes sesini orospu oldu. Gözaltı araçlarının olduğu bölgeye geldik sıraya soktular beni. Polis kamerası kayıt yapıyordu kameraya bakmam için çenemden tutup ittirdiler. Ağzımı açmadım, hiç konuşmuyordum bi tane çevik geldi -bu orospu niye hiç sesini çıkarmıyo la diyerek bacaklarımı tekmelemeye başladı yapma dedim, sus diye tekrar tekmelemeye başladı. Sadece dişimi sıktım. Daha sonra arabanın camına kafamı saçımdan tutarak dayadılar hiç bir yere bakma dediler, bakmadım saçımdan tutup tekrar kafamı cama vurdular.
Kadın polis geldi tekrar çantamı açtı Türk bayrağını görünce -sıkışınca bunu mu gösterecektin? dedi. Büyük bir sabrım var hala susuyorum. Ağzımı açsam polise mukavemet diyor adamlar zaten. Arabalara bindirildik. Arkamda tellerin arasında arkadaşımı kanlı olarak otururken gördüm. Sağa sola bakmamız bile yasaktı. Arkadaş bana ordan sakin ol sorun yok flan diyor bunlar konuşmayın diye girişiyorlar. Polisin sicil numarasını alıp bana söyledi aklımda tutmam için. Polis bunu duyunca birden iyi oluverdi arkadaşımla öpüşüp koklaşmalar falan.
Ankamall'in yanında bulunan emniyet müdürlüğüne götürüldük. Betonların üzerinde oturtulup saatlerce bekletildik. Nezarethaneye götürdüler 17 kız bir koğuştaydık. İmza atmak istemediğim için yemek vermediler. İmza istenen kağıtları okumamam için ellerinden geleni yaptılar. Bi baktım terör eylemi flan yazıyor yok artık! Bu güne kadar başka hiç bir eyleme katılmayan, hiç bir derneğe, kuruluşa vs. üyeliği olmayan beni örgüt üyesi terörist olmakla suçluyorlar. İmzalamam tabiiki. Nezarethane rezalet, kaşındırıcı sedir ve battaniyeler vardı sadece ama o kadar güzel insanlar vardı ki anlatamam o başka yazının konusu zaten iyi ki vardılar. Terörle mücadele de yattık bir de yuh! Kapı tamamen çelikti ve hiç penceremiz dahi yoktu. Tuvalete gitmek için bi taraflarımızı parçalamamız gerekiyordu. Barodan gelen gönüllü avukatlarımızla bile saatler sonra görüşebildik. 24 saat iyi kötü doldu ve bizim için ek süre istediler savcılık onayladı.
Bir an önce ifademizi verip sonuç almak istiyorduk işimizi uzattıkça uzattılar. O gün gözaltına alınan 118 kişiydik tabi dışarıda 118 insan eksik işlerine geliyordu. Ertesi gün geceye yaklaşırken ifademizi almak için başka tarafa götürdüler bizi. Sağolsun bi dolu gönüllü avukat bizi bekliyordu. Tuvalet tarafına sıkıştırıp, önümüze çevik kuvvetten barikat yaptılar avukatlarla konuşmamamız için. Aramızda bacağından plastik mermiyle vurulan, ayakta zor duran bir ablamız vardı. Oturmak istedi ve kadın polis -sen gözaltındasın oturmaya hakkın yok dedi. Bunu duyup sinirlendim çeviklerin arasından kafamı çıkarıp avukata -gözaltındayken oturmaya hakkımız yok mu? diye sordum o da bana siz zaten gece yattınız tabii ki hakkınız var dedi. Ortalık bir anda gerildi bu polislerin amiri geldi ve bizi -işinizi uzatırım diye tehdit etti. Avukatlar duyunca haklı olarak ne demek bu flan diye birden kaos yaşandı. Bizim ifadelerimiz alındıktan sonra serbest bırakılacaktık ama tehditkar amir dediğini yaptı ve tekrar nezarethaneye götürüldük. Keyfi olarak biraz tutulduk ve sonra çok şükür çıktık.
Soruyorum ben bu vahşileri kime şikayet edeceğim?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)